
| ÖZDEMİR BEY’İN ŞAM’DAKİ ÇALIŞMALARI – SURİYE KUVVA-İ MİLLİYESİ |
|
|
|
| Murat GÜZTOKLUSU tarafından yazıldı | ||||
| Pazar, 31 Ocak 2010 07:10 | ||||
|
ÖZDEMİR BEY’İN ŞAM’DAKİ ÇALIŞMALARI – SURİYE KUVVA-İ MİLLİYESİ Özdemir Bey, Şama Aşireti’nin ileri gelenlerini Deyrizor’un merkez üs yapılarak Halep’e yürünmesi stratejisinin izlenmesi konusunda, ikna etmişti. O zamanlar Suriye ve Irak’ta nüfusun takriben %60 kadarı göçebe ya da yarı göçebe aşiretlerdi. Kalan nüfusun ise sadece ¼’ü kentlerde, diğerleri ise köylerde yaşayan yerleşik ahali idi. Doğu Suriye’de ise Şammar ve Aneze aşiretleri ağırlıklı olarak yaşamaktaydılar. Ancak Şamalar, Şam’da Faysal’ın yanında olan “Şeyhülmeşayihi” Abdülaziz Cerbe’nin gelip başlarına geçmesi koşulunu ileri sürünce; 3 Ağustos 1919!da Şam’a gelerek temaslarına başladı. Ağustos başında Şam’da olağanüstü günler yaşanıyordu. Suriye Halkı’nın kendileri için bir çoban devlet(mandater) olması için bir A.B.D Heyeti gelmişti. İngiliz ve Fransız kuvvetleri de destek sağlamak amacıyla para saçıyordu. Özdemir Bey, Şam’daki durumu 13 Ocak 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ne şöyle anlatıyor: “Halkın ruhi halatı ve vatani hisleri üzerine esaslı tetkikler yaptım. Gayemizin tahakkuku için burada zemin ve zaman çok müsaitti. Bir kısım halk; Amerikan, İngiliz ve Fransız mandaları lehinde tezahürat yaparken diğer taraftan da bir zatın peşine düşmüş olan binlerce müsellah zat Merce Meydanı’nda “Tam İstiklal İsteriz” sesleri ile etrafı çınlatıyordu. Bu ateşli kitlenin mandalar aleyhindeki nümayişine hayran olmuştum. Kendilerine zahir arayan bu vatani halk kütlesi ile teşriki mesai edebileceğimi anladım.” Özdemir Bey’in Şam’daki bu gözlem ve saptamalarını, daha iyi anlayabilmek için Suriye’deki Mütareke sonrası siyasal gelişmelere bir göz atmak yararlı olacaktır.Savaşın 1918’de bitmesinden 2 gün önce Şam’a fiyakalı bir giriş yapmış olan Faysal, Suriye Halkı’na resmi bir bildiriyle Arap Yönetimi’nin kurulduğunu ilan etti. Onun Suriye’si yalnız oradan ibaret değil, Ürdün ve Lübnan’ı da kapsıyordu. Faysal, Osmanlı’da gördüğü Meşrutiyet Rejimi’ni benimseyerek Suriye ve Lübnan’da eğitim görmüş Islahatçılar yani Reformcular olarak bilinen aydın kesiminde desteğini kazanmayı umuyordu. Başbakanlığa Türk Karşıtlığı ile tanınan Ali Rıza Rükkabi’yi getirdi. Faysal’ın Büyük Suriye’si ancak bir hafta sürdü. Fransızlar, Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinden Hatay ilimize yakın Lazkiye kentine dek bütün kıyı şeridini işgal ederek; Faysal’a Akdeniz’de entarisini sıyırıp ayakları yıkayacak kadar bile bir yer bırakmadılar. Mütareke’den sonrada işgallerini kuzeye doğru ilerlemek suretiyle İskenderun, diğer Hatay ilçeleri, Mersin ve Adana yönünde genişlettiler. Kara Suriye’sinde de, Faysal’a rahat yoktu. Buralar, İşgal’deki Düşman Toprağı sayılarak ayrı bir hukuksal statüye sokulmuştu. Kısacası Faysal’ın Krallığı’nı kendilerinden başka tanıyan yoktu. Üstelik Fransızlar işgallerindeki Lübnan ve kıyı şeridinde ayrımcılık yapmaya, Hristiyan nüfusu Müslümanlara karşı kayırarak kullanmaya başladılar. Osmanlı Yönetimi’nin bıraktığı yerel bürokratik kadrolar deneyimsiz ama Frankofon(Fransızca konuşan) ve Fransız kültürü ile yetişmiş Yerli Hristiyan kadrolarla değiştirildi.
Suriye’nin Mustafa Kemal Paşa tarafından tahliyesi ile Ekim ayında Halep’i de kolayca ele geçirmeleri; Faysal ve Arap yandaşlarının başını döndürmüş, zafer sarhoşluğu içinde Arap Ulusçuluğu’nun maksimalist tutumuyla sergiledikleri taşkınlıklar, Fransa’yı tedirgin etmişti. 1916 Sykes-Picot Emperyalist Paylaşım Anlaşması’nın mimarlarından Suriye Yüksek Komiseri George Picot, Mondros Mütarekesi’nin üzerinden daha yarım ay ancak geçmiş iken 14 Kasım’da Hükümeti’ni uyararak; ivedi 20.000 asker takviyesi ve yaptığı anlaşma doğrultusunda, Suriye Yönetimi’nin devralınmasını istedi.
Faysal, savaş sonrası düzeni yeniden korumak üzere galip tarafta yer alan 32 devletin katıldığı Paris Konferansı’nda; derdini anlatmak üzere 26 Kasım’da Marsilya’ya vardığında, Fransızların soğuk davranışlarını hemen farketti. Onun Arabistan Çöllerinde beraber çarpışırken adeta “kanka” olduğu Lawrence ile geliştirdiği stratejisi, Irak ve Filistin’i İngilizlere terkederek onları tatmin etmek, böylece onların desteğini kazanarak Büyük Suriye’yi kendi saltanatı altında kurmaktı. Bu yaklaşımın en ilginç ve acıklı yönü, 1 yıl önceki Balfour Deklarasyonu’na karşın Arap Ayaklanması’nın bu en uyanık liderinin bile İsrail’in Doğuşu’na umursamaz yaklaşımı idi. Oysa aynı Faysal ve yandaşları, Filistin’i Yahudilerin yerleşimine sessizce bırakır iken Türkiye’nin Mersin’den Mardin’e kadar olan tüm güney illerini talep ve taciz etmekte bir sakınca görmüyordu.
Fransa’da gayet soğuk bir tavırla karşılanan Faysal, 10 Aralık’ta İngiltere’ye geçerek Türklere karşı hamisi olan İngilizlerce yaralarının sarılacağını umuyordu. Ama Londra’da da güvendiği dağlara kar yağmıştı. Faysal’a artık ihtiyaçları kalmayan İngiltere’nin Başbakanı, Lübnan şöyle dursun, Fransa’nın Faysal’ı Suriye’de dahi görmeye tahammülü olmadığını aktardı. Hatta onun babasından aldığı vekalet ile Paris Konferansı’na Hicaz Temsilcisi olarak katılmasına bile karşı çıkıyorlardı.
Faysal, Londra görüşmeleri sırasında bir gerçeği daha tüm çıplaklığı ile görmüştü. Bolşevikler, iktidarı ele geçirdiklerinde Dışişleri Bakanlığı arşivinde buldukları paylaşım planlarını, 1916’da imzalanan Sykes-Picot Anlaşması da dahil olmak üzere tüm Dünya’ya açıklamışlardı. Sovyet İktidarı’nın Halk Komiserleri Başkanı Lenin ile Milliyetler Komiseri Stalin, 3 Aralık 1917 tarihli bildirisinde “Kardeşler” diye başlayarak “Rusya’nın ve Doğu’nun Tüm Müslüman Emekçileri’ne” diye devam eden, ölüyü mezardan ayağa kaldıracak kadar dokunaklı cümlelerle hitap edildikten sonra şunlar sıralanıyordu:
“Doğu Müslümanları, Türkler, İranlılar, Araplar ve Hintliler; hayatları ve varlıkları ile özgürlük ve anavatanları ile Avrupa’nın gözü doymaz soyguncularının yüzyıllarca alçakça ticaret yaptıkları sizler, soyguncuların kendi aralarında paylaşamadıklarından birbirleriyle savaşan memleketlerin asıl sahipleri, sizler, hepiniz…
Tahtından indirilmiş Çar’ın imzaladığı ve devrilmiş Kerenski Hükümeti’nin de onayladığı İstanbul’un ele geçirilmesine ait gizli anlaşmanın yırtıldığını, yok edildiğini bildiririz. İstanbul Müslümanların elinde kalmalıdır.”
Bildiri de daha sonra İran’ın ve Türkiye dediği Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve paylaşılması ile ilgili Anlaşmalarında yırtıldığı belirtiliyordu. Dünya’ya duyurulan bu açıklamaların yankıları, Arabistan Çöllerine dek elbette ki yayılmış, hatta Cemal Paşa bu fırsattan yararlanarak Faysal’ı aldatıldıkları konusunda uyararak ayaklanmadan vazgeçirmeye ve yeniden anlaşmaya çalışmıştı. Ancak İngilizler, bu haberlerin Soğuk Savaş yıllarında Türk kamuoyunun da adeta ezberlediği “Bolşevik Oyunu ve Yalanı” olduğuna Şerif Hüseyin ve mahdumlarını da, inandırmışlardı. Bunu yaparken bir Kuran’a el basıp yemin etmedikleri kalmıştı. İşte şimdi asıl yalan ve oyunları kimlerin tezgahladığını apaçık görüyor, ama hiçbir şey yapamıyordu. İş işten geçmiş; Filistin, Lübnan, Irak ve Suriye elden gitmişti.
1919 Ocak ayında toplanan Paris Konferansı, 32 devletten asıl ağırlıklı sahipleri olan İngiltere, Fransa, İtalya, A.B.D ve Japonya Başbakanları ile Dışişleri Bakanları’ndan “On’lar Konseyi” oluşturulmuştu. Fransız itirazlarına karşın Faysal’ın Hicaz Heyeti’nin başı olarak konferansa katılabilmesi, İngilizlerin “On’lar Konseyi” nezdindeki çabalarının sonucuydu. İngiltere, dayanılmaz acılara sevkettiği Faysal’ın posasından da yararlanarak Fransızları “terbiye” etmek, Sykes-Picot Anlaşması ile Fransa’ya bırakılan Musul bölgesini geri almak, Suriye’yi boşaltmak istiyordu. Faysal, bu neden ötürü hala ellerinde kalan önemli bir kozdu.
Faysal, 29 Ocak ve 6 Şubat 1919 tarihlerinde, On’lar Konseyi’nde içini döktü. Savaş sırasındaki hizmetlerini bir bir saydı, sıraladı. Şimdi bunların karşılığını istiyordu. Faysal yinede esnekliği bırakmıyor, “Manda” kavramına tamamen karşı çıkmadan ancak bunu saflığa vererek ilgili devletten gelecek teknik, ekonomik yardımlar görmek istiyordu.
Faysal’ın bu taleplerinde en büyük dayanağı, Mustafa Kemal Paşa’nın girişimiyle 1918 Ekim’inde Suriye’yi hızlı boşaltması ve bu boşluğu düzenli ordulardan önce Arap İsyancıların doldurması, kendi yönetimlerini kurmasıydı. Mustafa Kemal’in Suriye’den hızlı çekilmesi, askeri amaçlar dışında, siyasi amaçlar taşıyor mudur bilinmez ama ilginç sonuçlara yol açtığı kesindi. Mustafa Kemal Paşa’nın bunu öngörenlerden biri olduğunu İstanbul Hükümeti ile 1918 Ekim sonlarına doğru olan yazışmalarından ve Suriye’deki yeni Arap yönetimini muhatap alır gibi görünen davranışlarından anlıyoruz.
Ancak Faysal’ın bu yaklaşımlarına karşı Fransızlar; XIX.yy boyunca Suriye ve Lübnan’da yaptıkları Birinci Dünya Savaşı’na dek artarak süren ekonomik ve kültürel yatırımlar ile güçlü bir altyapı oluşturmuşlardı. Adil Baktıaya, İstanbul’da Bengi Yayınevi tarafından 2009’da yayınlanan “Osmanlı Suriyesi’nde Arapçılığın Doğuşu” adlı yetkin eserinde; Fransa’nın ve diğer Batılı güçlerin Akdeniz’in doğu kıyılarına yaptığı limanlar, demiryolları, karayolları, okullar, diğer kültürel açılımlar, iktisadi ve ticari girişimler ayrıntılı bir biçimde incelendiğinden, burada yinelemek ana konumuzun dışına çıkmaya yol açacaktır. Ancak Fransızların ve diğer Batılı güçlerin yarı sömürge haline getirdiği Doğu Akdeniz kıyıları denize dik ulaşım(kara ve demiryolu) hatları ile içeriye doğru derinleşen beslenme alanları(hinterland) oluşturuyor, dinsel ve kültürel etkilerini güçlendiriyordu. Öyle ki, Lübnan’da hatta Suriye’de Fransızca; 4 asırlık Osmanlı Yönetimi’nden sonra ve ondan önceki diğer Türk Devletleri’nin egemenliklerine karşın Türkçe’nin çok önüne geçmişti. Hatta Halep Salnameleri’nde açıkça belirtildiği gibi Türklüğün Sınır ili olan Halep’te bile Fransızca oldukça mühim bir konum edinmişti. Osmanlı Yönetimi, kıyıdan içeriye doğru ilerleyen bu nüfuza karşı kuzeyden güneye inen demiryolu hattı(daha sonra Medine’ye dek uzanan Hicaz Demiryolu) ve bağlantıları ile denize paralel biçimde güçlendirmeye çalışıyordu. Açtığı Modern Okullar ile özellikle Müslüman kesimde, Yabancı Misyoner Okulları ile rekabet ederek tutunmaya çalışıyordu. Ama Fransız Kültürü ve nüfuzu, özellikle Hristiyan ağırlığı belirgin olan Lübnan’da son derece kökleşmişti.
Fransızlar, On’lar Konseyi karşısına işte bu asırlık çabalarının sonucu olan sömürgeci kültürü ile yetişmiş taraftarlarını çıkararak Faysal’a karşı ağırlıklarını koydular. Sonuçta bölgeye bir Araştırma Komisyonu görevlendirip gönderilmesine, onun hazırlayacağı rapora göre hareket edilmesi uygun bulundu.
Faysal hayatın sillesini yemiş, hala kendine gelememişti. Bazı şeyleri az çok güvenceye almadan Paris’ten bir türlü ayrılamıyordu. Çöl Savaşlarındaki kankası Lawrence’i devreye sokarak vaziyeti kurtarmaya, karizmayı tümüyle çizdirmemeye çalışıyordu.
Lawrence, sivri ve sinsi zekası ile üstlerini Faysal’ın Fransızlara karşı iyi bir koz olabileceğine iknaya çalışıyor, onun çoğu eski Osmanlı Subayları tarafından yönetilen ordusuna top-tank vb. yeni silahlar vererek güçlendirmeyi öneriyordu. Böylece Fransızları Doğu Akdeniz kıyılarından daha içerilere kadar sarkarak Sykes-Picot Anlaşması ile kendi nüfuz alanlarına bırakılan Musul bölgesinden caydırmak için Faysal’ın bu güçlendirilmiş durumundan yararlanılacaktı. Lawrence, bu yolla Faysal’a olan vefa borcunu ödemeye çalışıyordu. Bu çabalar, bazı yetkilileri bir ölçüde etkilediyse de, İngilizler Anlaşma’ya açıkça aykırı düşecek hareketlerle; Fransa’yı tamamen karşılarına almaktan da çekiniyorlardı.
Sonuçta Mart ayının son günlerinde, İngilizler Faysal ile Clemenceau’yu bir araya getirdiler. Uzun ve sert geçtiği tahmin edilen görüşmeler, 13 Nisan’da sona erdi. 4 gün sonra Clemenceau, Faysal’a gönderdiği bir mektupta; yerel toplulukların federatif yapılanması biçiminde bir sözde bağımsızlık için Suriye’ye “maddi ve manevi destek” vereceğini belirttikten sonra “Fransa Suriye’de pek çok danışmanın yardımını sunabilecek yeterlikte bir güçtür” diyerek oydaşmalarının anahtarını gösteriyordu. Faysal, şimdilik bu kadarla yetinmek zorunda kaldığını anlamıştı. Ama öte yandan el altından A.B.D’yi devreye sokarak bölgeye bir komisyon gönderilmesini sağlamaya çalışıyordu. Ayrıca 22 Nisan’da, Fransa Başbakanı’nın İngiliz Meslektaşı Lloyd George’a da bir kopyasını gönderdiği Faysal’a giden yazıda belirtilen oydaşmanın; onun tarafından açıkça kabul edildiğini kanıtlayacak yazılı bir beyanı yoktu. Faysal, emperyalist diplomasisinin oyunlarına Anadolu’da tomurcuklanan “Ya İstiklal, Ya Ölüm” tarzı bir meydan okumayla değil, “Şark Kurnazlığı” taktikleri ile direnmeye çalışıyordu. Cevabi mektubunda, Fransa ile Suriye toplumları arasındaki derin sıcaklığı ve ilgili konularda uzlaşma gereksinimini vurguluyordu. Bütün bu çaresizliğine karşın Faysal’ın yine de İstanbul’daki Padişah Vahdettin kadar zavallı ve aciz görünmediğini belirtmek gerekir. Aslında iş, İngiltere’nin istediği kıvama gelmişti. Fransız Başbakanı’nın oydaşma mektubunun kopyası ellerine geçtikten sonra hemen ertesi gün yani 23 Nisan 1919’da; bölgeye gönderilecek Araştırma Komisyonu’na kendi temsilcilerini atadılar. Böylece Komisyon’un ne kadar süreceği belli olmayan çalışmaları boyunca, Fransa’ya; Sykes-Picot Anlaşması ile kendisine bırakılan Musul bölgesiyle ilgili haklarından vazgeçecek ya da zaten Suriye’de tamamen aleyhine oluşmuş olan havanın İngiliz tertipleriyle daha da zehirlenmesine boyun eğecekti. Suriye Halkı, “üçüncü yol” olarak Fransa veya İngiltere yerine “çoban devlet” olarak A.B.D’ni seçse bile bu; İngilizlerin Musul’u güvenceye almalarına yetecekti. Köşeye sıkışan Fransa’nın tepkisini hafifletmek için İngilizlerin verdiği ödün komisyon için atadıkları üyeden vazgeçmekten ibaretti. Öteki Komisyon yani A.B.D temsilcilerinden oluşan King-Crane Komisyonu, 1 Haziran 1919’da Suriye’ye gitmek üzere Paris’ten yola çıkmıştı. Faysal ise İngiliz desteğiyle işi Komisyon’a havale ettikten sonra Mayıs ayında Suriye’ye dönmüştü. Amacı; Fransızlara karşı gereken organizasyonu yaparak zaman kazanmak ve mevcut durumu pekiştirmekti.
Suriye’ye dönen Faysal, İngilizlerin vefasızlığı, Fransızların gazabı kadar büyük bir sorun bekliyordu. Suriye Halkı, Mustafa Kemal Paşa’nın 1918 Ekim ayında gerçekleştirdiği “Suriye’nin Tahliyesi” kararından sonra doğan boşluğu, yeni Arap Hükümeti ile fiilen doldurmuş ve bu az çok tattığı bağımsızlığın elinden alınmasına razı olmayı düşünmüyorlardı. Faysal’ın giderek güçlenen bu Ulusalcı Dip Dalgası’nı dizginlemesi kolay olacağa benzemiyordu.
Faysal zaten daha Şam’a döner dönmez, 9 Mayıs’ta Suriye’nin ileri gelen “ulema” ve “eşraf” zümresini toplayıp, onlardan sağladığı destek ile Fransa’ya karşı kendine yeterince destek vermeyen; sadece kullanmakla yetinen İngiltere’ye, yiğitliğini göstermeye başladı. Fransız Askeri’nin gelmesi durumunda, çıkacak olayların sorumluluğunu kabul etmeyeceğini Allenby’e bildirdi. Allenby, bu örtülü “gözdağı” mesajını iletmekle yetinmedi, İngiltere üyesini geri çektiği için gelemeyen Komisyon yerine kendi kararlarını verecekleri mesajını da ekledi. Faysal, Paris’te şifahen kabullendiği 13 Nisan oydaşmasını Şam’da tamamen unutmuş görünüyordu. Oysa Komisyon raporları zaten bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde olacaktı. Faysal, Suriye’de kendisini bile zorlayan ve sorgulayan ortamı yerinde görerek; Komisyon’dan Fransa lehine bir değerlendirme çıkışına olanak kalmadığına kanaat getirerek Allenby üzerinden İngiltere’yi sıkıştırıyordu. Onun Şam’a yaptığı bir ziyarette öğrencilerin başı çektiği kitle gösterileri ile karşılaşmasının; Faysal Yönetimi’nin özendirmesiyle olduğuna kuşku yoktu. Ama Allenby, yine de Komisyon Raporlarının dikkate alınması aksi takdirde durumun denetimden çıkabileceği görüşünü Londra’ya bildirdi.
Öte yandan Suriye’deki fiili durumdan, Arap Hükümeti’nin varlığından büyük güç ve saygınlık kazanan Genç Subaylar; Bağımsızlık Partisi(Hizb’ul İstiklal) adıyla örgütlenerek Arap Birliği’ni hedef alan bir ayaklanmaya gidecek radikal bir konum almışlardı. Faysal, onlar ile çatışmak yerine uzlaşmayı; daha uygun bularak bir Ulusal Kongre’nin Şam’da toplanmasını kararlaştırdı. Kıyı bölgesinde, Fransız işgal güçlerinin engellemesine karşın özellikle Suriye ile Filistin’de Osmanlı Sistemi’ne göre seçilen Temsilcilerle, 2 Temmuz’da toplanarak bir Bildiri yayınladılar. Bildiri’nin içeriğine bakıldığında, A.B.D’den gelen King-Crane Komisyonu’nu etkilemeye çalıştığını ve sürecin artık Krallığını kabullense bile Faysal’ın denetiminden çımaya başladığını gösteriyordu.
İlk madde, sınırlar ile ilgiliydi. Güney’de Ürdün’ü içerecek şekilde Hicaz Sınırı’na; Doğu’da Irak Sınırı’na dek uzanan topraklar talep ediliyor, Fransız işgalindeki kıyı bölgeleri ise Batı Sınırı Akdeniz gösterilerek kapsama alınıyordu. Kuzey’de ise 1916’dan beri Arap Ulusçularının ham hayallerini süsleyen Toros Dağlarının eteklerine kadar uzanan düzlüklere kadar sınır genişletiliyordu.
İkinci madde; Suriye’nin rejimini “Meşruti Monarşi” olarak öngörüyor ve Faysal’ın Krallığını onaylıyordu.
Üçüncü Madde ile Milletler Cemiyeti, Suriye’yi diğer uluslardan daha az yetenekli, bir çoban devlet(mandater) yönetimine muhtaç, azgelişmiş saydığı için kınanıyordu.
Dördüncü Madde de, Barış Konferansı bu kınamayı görmezlikten gelirse; çelişkili bir ifade içeren “bağımsızlığımıza herhangi bir zarar vermeden teknik ve ekonomik yardım yapmaları koşulu” ile en çok 30 yıl süreyle A.B.D’nin teknik, ekonomik yardımı(yani Mandası) kabul ediliyor, bu arada Başkan Wilson’a güvenleri belirtmeyi de ihmal etmiyorlardı.
Beşinci Madde, Genç Subayların etkisiyle oybirliği sağlanamadan kabul edilmişti. Buna göre; A.B.D kabul etmediği takdirde aynı koşullar ve süreyle İngiliz Mandası’nın istenilebileceği belirtiliyordu.
Altıncı Madde, Fransa’ya Suriye’nin hiçbir yerinde herhangi bir hak tanımıyor, yardımlarını bile kabul etmiyordu.
Yedinci Madde, Siyonistlerin Filistin’de yurt kurma istemlerini ve güç girişimlerini reddediyordu.
Sekizinci Madde de; aynı şekilde Lübnan’ın Suriye’den ayrılmasına itiraz ediyordu.
Dokuzuncu Madde, İngiliz duyarlılığını gözeterek Irak’ın ayrılığını kabul ediyor. Suriye ile arasındaki ekonomik engellerin giderilmesi isteğiyle yetiniyordu.
Onuncu madde ise Başkan Wilson’a gönderme yaparak gizli anlaşmaların iptalini istiyordu. Bu madde görüşülürken, Faysal 1917 sonlarında Bolşeviklerin gizli anlaşmaları ortaya sermesi üzerine; Cemal Paşa’nın yeniden barışma ve uzlaşma çabalarını anımsamış olsa gerekir. Çağdaş Arap Tarihi için önemli bir dönemeç sayılan bu Suriye Ulusal Kongresi; kendinden 2 yıl sonra toplanacak olan Anadolu Devrimi’nin merkezi örgütlenmesini sağlayacak olan Sivas Kongresi’nin “Tam Bağımsızlık” kararlılığını gösteremese de, sömürgeci devletlerin çizdiği sınırlardan da taşmaya başlamıştır.
Öte yandan; 1 Haziran’da Paris’ten yola çıkan A.B.D’li üyelerden oluşan King-Crane Komisyonu, 4 Haziran’da İstanbul’a ulaşarak burada 2 günlük dinlenme molası vermişti. Ama İstanbul’daki “Manda Modası” Şam’dan aşağı değildi. Halide Edib(Adıvar) Hanım, Ahmet Emin(Yalman) Bey gibi Amerikan Mandası taraftarları, Komisyon Üyeleri’ni dinlenmeye bırakmadan Manda için sıkıştırmaya çalıştılar. Komisyon üzerindeki etkilerinden emin olan Halide Edib Hanım, Anadolu’da bulunan Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’i ikna etmek için mektuplar yazıyordu.
10 Haziran’da Yafa’ya gelen Komisyon; 1,5 ay kadar süren çalışmalar boyunca 40 kadar kent ile kasabadan köylere uzanarak ileri gelenler ve çeşitli topluluk temsilcilerinin görüşlerini aldılar. Binlerce insanla temas ederek ya da dilekçelerini alarak düşüncelerini öğrendiler.
Temmuz sonlarında incelemelerini tamamlayan Komisyon’un hazırladığı rapor kendine göre yalnız Suriye’ye değil, Türkiye dahil Ön Asya’ya “Yeni Düzen” öneriyordu. Komisyon’dan Türkiye’nin payına düşen; Kilikya dışında bir Ermenistan Mandası, kalan Türkiye içinde İstanbul Hükümeti kalkacaksa tek bir Amerikan Mandası “armağan” ediliyordu. Irak ve Filistin’i de içerecek Büyük Suriye için ayrı ayrı kısa süreli Manda Yönetimleri öneren Komisyon; Filistin’e Yahudi Göçü içinde bazı görüşler ileri sürüyordu. Lübnan için ise özerk bir statü ile Büyük Suriye’ye bağlanması düşünülmüştü.
Faysal’ın Suriye Krallığı’nı uygun bulan Komisyon, Manda için önce Milletler Cemiyeti’ni; o olmaza İngiltere’yi yararlı buluyordu. Fransa ise yerinde saptadıkları yaygın düşmanlık nedeni ile Manda için uygun görülmüyordu. Komisyon’un haftalarca çalışarak ve kılı kırk yararak hazırladığı rapor değil, Barış Konferansı kendi ülkesi A.B.D tarafından bile dikkate alınmayacaktı. Türkiye’de zaten Sivas Kongresi’nde Manda tartışılacak, ancak Mustafa Kemal’in ağırlığını koymasıyla aleyhte karar çıkacaktı. Böylece, Amerikancı Aydınlarımızın ilk kuşağı, 90 yıl sonra bile örneklerini sıkça gördüğümüz “kendin çal – kendin oyna” aymazlığının ilk gösterisini sahnelemişlerdi.
Şefik Özdemir, Şammar Aşiretini Şeyhülmeşayihi olan Abdülaziz Cerbe’yi aşiretler arası sürtüşmeleri gidererek harekete geçmeye ikna etmek için yaz ortasında deve satışı için Şam’a gitmekte olan bir kafileye katılıp; 17 günde müthiş sıcaklara katlanarak geldiğinde karşılaştığı Hercümercin nedeni; anılarında kendi ifadesiyle şuydu:
“Suriye halkının kendilerine mandater olarak kabul edecekleri devleti seçmek için Amerika devletlerinden müntekip(seçilmiş) bir heyetin umumi reye(genel oya) müracaat etmek üzere Şam’da bulunması idi.”
Özdemir Bey’in yaşam akışını değiştirecek ve onu tarih sahnesine yerleştirecek olan Arapların “Fırsa Saide”(Mutlu Rastlantı) dedikleri bu olay; oluşum ve çalışma sürecini yukarıda özetlediğimiz King-Crane Komisyonu’nun görevlerinin son evresinde Şam’a gelişiyle ilgiliydi. Ortalık tam anlamıyla kaynıyordu. İngilizler ile Fransızların dağıttıkları altınlar, yaptıkları propagandalara karşın halktan binlerce kişi coşmuş, Şam’ın Merce Meydanı’nda “tam istiklal isteriz” sloganlarını haykırarak gösteri yapıyordu. Halk silahlı ve kararlıydı.
Özdemir Bey, “vatani halk kütlesi” dediği bu ateşli halk topluluğunun “mandalar aleyhindeki nümayişine” hayran olmuştu. Onlarla teşri-i mesai(eylem birliği) kararı alması, zor olmadı. Şeyh Abdülaziz Cerbe’yi bulmuştu. Ama Şam’daki bu cıvıl cıvıl ortam içinde bu cahil Şeyh hepten zavallı görünüyordu. Çöldeki harekatı erteleyerek, tarihin kavşak noktalarının birinde yakaladığı Şam’daki oluşumlara katılıp; kendi liderlik yeteneklerini konuşturmaya başladı.
9 aydır Halep’te savaşın son günlerinden beri adeta dokuz doğuran Özdemir Bey, Şam’da nur topu gibi bir çocuğa kavuşmuş gibiydi. İşin ilginç yönü, Suriye’deki Tam İstiklal Hareketi’nin aynı anda Anadolu’da Mustafa Kemal’in başlatmış olduğu hareket ile eşgüdümlü olmasa da; aşağı-yukarı eşzamanlı olarak gelişiyordu. Suriye’de bunlar olup biterken Anadolu’da Amasya Genelgesi yayınlanmış, Erzurum Kongresi tamamlanmış, yöresel direnişleri ulusal merkeze kavuşturacak olan Sivas Kongresi’ne hazırlık yapılıyordu.
Özdemir Bey, Şam’daki bu devrimci ortamı değerlendirmek için hemen harekete geçti. Halep’te 6 ay önce kurduğu ama İngiliz operasyonu ile önemli bir darbe yiyen Türk-Arap Muhadenet Cemiyeti’ni canlandırma çabasına girdi. Bu iş için öncelikle Mısır Hidivliği’nde Nazırlar Meclisi’nin Umumi Müfettişliği görevine dahi yükselmiş olan babası Ahmet Cevdet Bey’in dostlarından Eski Osmanlı Mebusu Mehmet Fevzi Paşa ile görüştü. Faysal’ın kurduğu Arap Hükümeti nezdinde de; bir ağırlığı olan Paşa’ya, kurduğu Cemiyeti ve yeniden yapılandırma fikrini açtı. Kendisine Başkanlık görevini önerdi.
Mehmet Fevzi Paşa, birkaç gün düşündükten sonra bu önerileri kabul ederek Özdemir’in tabiriyle: “Türklüğe karşı beslediği vefakarlığı ispat etti”. Mehmet Fevzi’nin gerçekten etkinliği ve saygınlığı ile Cemiyet’e kısa sürede Şam’ın temiz ve vatanperver simalarını kazandırarak güçlenmesine büyük katkı sağladı.
Cemiyet, Şam’da son derece canlanmış olan siyasal yaşamda yerini almakta gecikmedi. King-Crane Komisyonu’nun gündem başı olmasından yararlanarak 24 maddelik bir Takrir hazırlayarak, Komisyon’a verdi. Özdemir Bey, bu Takrir’in detaylarına anılarında yer vermiyor. Ancak Şefik Özdemir “kuvvetli delilleri muhtevi” yani güçlü kanıtları içerdiğini söylüyor, sadece özünü ”hülasaten” bir cümleyle anlatıyordu:
“Türkiye istiklalini muhafaza ederse, Suriye’yi de mukadderatını tayinde serbest bırakırız.”(13 Ocak 1937, Cumhuriyet)
Bu beklenmedik çıkış, birbirleriyle alttan alta çekişen İngiliz ve Fransızları ürküttü. İki devlet arasında şamar oğlanı durumuna düşmüş olan Faysal’ın şaşkınlığı, onlardan az değildi. O da; küplere binmişti ve hemen “takibata” geçti. Ancak Mehmet Fevzi Paşa’nın imzası Faysal’ı durdurdu. Konuyu örtbas etmek suretiyle; Paşa’yı siyasal baskı altına alıp tutum değişikliğine zorladı. Suriye’deki Arap Ulusal Hareketi, işbirlikçi sınırları aşmış, Anadolu Hareketi’ne benzer bağımsızlıkçı yönde örgütlü bir çıkışı, siyasal başlangıç olarak ortaya koymuştu. Anti-emperyalist bir nitelik kazanmıştı.
Ancak Cemiyet ve Hareket, ilk çıkışından 1 hafta sonra birinci kurbanını da vermişti. Muhtemelen üzerine yoğunlaşan ağır baskılara; Mehmet Fevzi Paşa’nın yorgun kalbi dayanamadı, kendisi aniden vefat edince Cemiyet Başkansız kaldı.aynı ayarda birisi bulunamazsa, hareket yine dağılabilirdi. Özdemir, “vakit nakittir” diyerek hemen arayışa geçti. Sonunda 2 aday bulundu.
Adaylardan ilki Şam’daki bağımsızlıkçı gösterilerde “müsellah halk kütlesinin başındaki Şeyh Kamil Efendi”; öteki ise “Halepli siyasi bir fırka lideri İbrahim Hamamo” idi. Hamamo, aşırı bir Arap Ulusçusu idi ve Türklerle el ele bir bağımsızlık savaşına girmeye hazır değildi. Bu özelliği, onu ilerideki süreçte bazı hatalı davranışlara da sürükleyecekti.
Şeyh Kamil ise Özdemir’in edindiği izlenime göre “büyük bir alim” idi. Ayrıca sürekli araştıran ve sürekli uzağı görebilen bir siyasal kişilikti. Onunla anlaşmakta güçlük çekmeyen Özdemir, onu Cemiyet’in Başkanlığı’na, “Halis bir Türk” olarak nitelediği Albay Yahya Hayati’yi de Askeri Danışmanlığa seçtirdi. Bu cemiyet için büyük başarı ve hızlı bir toparlanma olmuştu. Yahya Hayati, askeri deneyiminin yanında Faysal Hükümeti’nin “Ordu Müfettişi” olması nedeniyle önemli bir konumdaydı ve yeni görevi gizli tutuluyordu. Cemiyet’in yalnız siyasi değil, askeri gücü de hızla artmaya başladı.
Özdemir Bey, Hatıralarında Cemiyet emrinde 17.000 silahlı adam olduğunu, 300 kadarda Türkmen, Kürt ve Iraklı-Suriyeli Arap kökenli subayında yemin ederek Cemiyet’e katıldığını: “bütün temiz ve vatanperver simaları çatımız altında toplamıştık” sözleri ile belirtiyordu. Gelişmelerin siyasal analizini ise şöyle yapıyordu:
“Buradaki vaziyette Anadolu’daki vaziyetin aynı idi. Orada nasıl bir İstanbul Hükümeti ve karşısında Anadolu’daki Kemalist teşekkül varsa, burada da Araplık kisvesine bürünmüş bir Faysal Hükümeti ve karşısında Türklerle el ele vermek isteyen milli bir Suriye Birliği vardı. Mücadele her iki tarafta da aynı idi. Türkiye’de Kemalistler bir taraftan harici ve müstevli düşmanla uğraşırken diğer taraftan da nasıl Halife Ordusu ve ona müzahir olan dahildeki kara kuvvetlerle uğraşmak mecburiyetinde kalmışsa, Suriye’deki milli teşekküllerde bir taraftan müstevli Fransız kuvvetleri ile çarpışıyor, diğer taraftan Faysal Hükümetinde ihdas edilen maniaları yenmeye çalışıyordu.”(Cumhuriyet, 13 Ocak 1937)
|
||||
Yazarlarımız...
![]() |
Güven Gürbüz |
| ŞEBİNKARAHİSAR'DAN | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN |
| NEWSWEEK TÜRKİYE’Yİ MERKEZ GÖSTERDİ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Prof. Dr. Ersan ODACI |
| ANNEME SON VEDA VE ELİF | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Hüseyin Hüsnü TEKIŞIK |
| Türkiye’nin Öğretmen Yetiştirmede Çıkış Yolları | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Alim YAVUZ |
| Bİ SEN GİDERSEN VURULURUM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Yrd. Doç. Dr. Ayşe YİĞİT ŞAKAR |
| MALUL VE ENGELLİLERE AİT M.T.V İSTİSNASI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Coşkun KURT |
| REFERANDUM ve GERÇEKLER | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Körmemedoğlu Zihni ASLAN |
| BİZ ŞEBİNLİLER VE HALK OYLAMASI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Ateş NESİN |
| UZUN LAFIN KISASI (46) Kutlama | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. Dursun AKKUŞ |
| GELİN BÖLGEMİZİN POTANSİYELİNİ TANIYALIM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. İsmail ŞENOL |
| “HORAN”LARIMIZI “HORON”LAŞTIRAN KİM? | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Metin YİĞİT |
| ZORU BAŞARMAYI SEVEN MİLLET | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Ümit TELLİ |
| TEKNE ORUCUNUN EHEMMİYET'İ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Seher Keçe TÜRKER |
| KUMRULARIMIZ VARDI BİZİM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
İhsan KOÇ |
| KARA KARA “KARAHİSAR”I DÜŞÜNMEK | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Murat GÜZTOKLUSU |
| GELECEĞE DAİR YAKLAŞIM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Metin KÖMBE |
| ANADOLU’NUN VE TRT’NİN SICAK YÜZLERİ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Akif GÜZTOKLUSU |
| Şebinkarahisarlılaştırdıklarımızdanmısınız ? | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. Murat TOKER |
| Dernek Yöneticiliği Hata Kaldırmaz | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. Turan AKŞEN |
| ALINACAK DERS | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Oyuncu Erol ERARSLAN |
| K I H & A r t i z - 4 | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Mehmet KARAMUSTAFAOĞLU |
| İFTAR SOFRASI İSTİSMARCILARI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Meltem KARAARSLAN |
| NOSTALJİYE SON YAZLIK SİNEMALAR BİZLERLE | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Tülay DOLU |
| Avluda Dibek Taşı, Verdiğin Bulgur Aşı... | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
İsmail TÜRKMEN |
| SON SÖZ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Semra HANEDAR |
| ÇOBAN KIZI ALYAZMALI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Yücel KISA |
| Benim yalnız ve güzel memleketim de güzel şeyler olacak. | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
Toplam Ziyaretçi Sayısı
| Bağlanan Bilgisayar Sayısı | 578671 | ||
















































