|
SURİYE İTİLAFNAMESİ VE ARAP KEMALİZMİ’NİN DOĞUŞU
Suriye’de işler; işgal devletleri ve Faysal’ın denetiminden çıkarken, Anadolu’daki Kemalist Hareket gibi Tam Bağımsızlıkçı bir gidişat kazanmaktaydı. İngiltere ve Fransa, bu durumun kendileri için ortak bir tehlike haline geleceğini hesaplayarak, uzlaşmanın zorunluluğunu gördüler.
İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı Clemenceau, Haziran ayında genel bir mutakabat sağlamışlardı. Buna göre İngiltere, gelecekte olası Alman tehlikelerine karşı Fransa’ya güvence verecek ve Suriye’de manda yönetimi kurmasını sağlayacaktı. Buna karşılık Fransa, Irak’ın kuzeyi, Musul bölgesi için Sykes-Picot Anlaşması ile sahip olduğu haklarından cayarak, burayı tamamen İngiltere’ye bırakacaktı.
Suriye’de işler çığırından çıkarken Lloyd George, zamanın daha fazla aleyhlerine işlemesini önlemek için atağa geçti. 9-10 Eylül günleri, bölgenin “Ali kıran baş keseni” durumunda olan General Allenby ile enine boyuna, bu konuyu görüştü.
Allenby’den sonra Clemenceau ile oturup konuşarak Haziran ayındaki genel mutabakatın detay çalışmalarını yaparak bir siyasal projeye dönüştürdüler. 15 Eylül 1919’da On’lar Konseyi toplanarak Suriye İtilafnamesi denen uzlaşma projesini onayladı. Bu Proje’ye göre:
- İngilizler, Kilikya’dan hemen çekilerek yerlerini Fransızlara devredecektir.
- Faysal’a bağlı arap Hükümeti’nin elinde olan Suriye’den Kasım başında çekileceklerdir.
- İngilizler ayrıca Şam’dan Halep’e dek önemli merkezlerdeki Faysal’a bağlı garnizonlarını devraldıktan sonra Fransa’ya teslimi sağlayacaklardı.
- Böylece İngiltere, Musul bölgesi hariç Sykes-Picot Anlaşması ile girdiği yükümlülüklerden kurtuluyordu.
Kabak gene Fransa’nın başına patlayacaktı. Durumu sezen Faysal, yine kalem kağıda sarılıp İngilizlere yaptıkları hizmetleri sayıp dökecekti. Ancak Fransa ile uzlaşarak sırtından büyük bir yükü atmış olan Lloyd George’un, Faysal’ın sızlanmalarına kulak asmaya hiç niyeti yoktu. Faysal’ın söyledikleri bir kulağından girip öbüründen çıkıyordu.
Ancak Faysal’ın mektubunda attığı son gülünü kulak ardı etmek, kolay değildi. Çünkü faysal, böl-yönet anlayışı ile Arap Elleri bölük pörçük olursa; Arapçı duyguların ve düşüncelerin sağladığı ulusalcı yaklaşımın etkisini yitireceğini, yerini dinsel yaklaşımlara bırakacağını biliyor ve bu tehlikeyi açıkça belirtiyordu. Bir başka deyişle Pan-İslamizm Tehlikesi ile uyarıyordu.
İngiliz Başbakanı, Faysal’ın uyarısını ne kadar ciddiye alacağını bilemiyordu. Ona göre hakkaniyete aykırı bir şey yoktu ve bunları anlatmak üzere Faysal, Londra’ya çağırıldı. İtilafname’nin imzalanmasından 4 gün sonra Londra’ya varan Faysal’ın İngilizler için Fransa’dan Musul’u kopartmakta bir koz olarak kullanılması, sonuç vermişti. Şimdi Faysal ve Arap emelleri için Fransa ile sağlanan anlaşmanın bozulması, söz konusu bile olamazdı. Zavallı Faysal, Sonbahar aylarını Londra’da kapı kapı dolaşarak umutsuzca geçirdikten sonra 1919’un son günlerinde Paris’e geçti. Kendini son derece aşağılanmış hissetmesi doğaldı, ama Suriye’deki hareket tamamen denetimden çıkmış, bağımsızlıkçı bir çizgiye kaymıştı. Bir yıl önce Armageddon Savaşı’ndan sonra hızla Suriye’yi tahliye ederek kendisine bırakan ve büyük bir siyasal fırsat yaratan Mustafa Kemal Paşa, Suriye’deki bağımsızlık hareketini dolaylı yoldan da olsa; yönlendirir hale gelmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın gidişi hazin olsa da; dönüşü muhteşem olmuştu. Suriye’de artık Kemalizm Hayaleti dolaşıyordu.
Suriye’yi; Ekim 1918’de boşaltmasından sonra doğan boşluğun yarattığı siyasal olanakları, ilk fark edenlerden birinin Mustafa Kemal Paşa olduğunu, onun daha Mütareke’den önce Halep’teki davranışlarından ve İstanbul Hükümeti ile yazışmalarından anlıyoruz. Daha sonra Suriye’de Kemalist Hareketi örgütleyen Şefik Özdemir’in durumu ve tutumu ise tartışmalıdır.
Şefik Özdemir’in Mustafa Kemal Paşa ile Mütareke öncesinde tanışıp, tanışmadığını kesin olarak bilemiyoruz. Kendisi 1951’de vefat ettiğinde, 12 yaşında olan şu an hayattaki tek evladı Belligün Özdemir; bu konuda babasından duyduğu bir şey olmamakla beraber tanıştıkları kanısındadır.
Hatay’daki Mustafa Kemal Üniversitesi-Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Tarih Anabilim Dalı’nda, Haziran 2002 tarihli “Hatay Milli Mücadelesi’nde Özdemir Bey ve Revanduz Savunması” konulu yüksek lisans tezini hazırlayan Güney Nur; daha öte bir iddia ile Özdemir Bey’in Ordu çekilirken Halep’te kalışını Mustafa Kemal Paşa’nın görevlendirmesi olduğunu tahmin etmektedir. Üsteğmen Muharrem ve Mısırlı tüfekçi ustası Ahmet ile birlikte Halep’te kalan Özdemir Bey’in bu görevlendirilmesi, Mustafa Kemal’in Mütareke sonrası bölgeden ayrılmadan önce ilk direniş çekirdeklerini oluşturma çabaları ile aynı nitelikte görülmektedir.
Kişisel kanım, Özdemir Bey’in Mustafa Kemal Paşa ile bölgeye 1918’deki ikinci gelişinde karşılaşmış ve tanışmış olmaları, yüksek bir ihtimaldir. Ancak onun Halep’te Güney Nur’un değerli araştırmasında tahmin ettiği gibi Paşa tarafından görevlendirilmesini daha düşük bir olasılık olarak görüyoruz. Zira ne Mustafa Kemal’in Nutuk ya da diğer Söyle ile Demeçlerinde bununla ilgili net bir bilgi yoktur. Dönemin diğer tanıklarında da, bu yönde bilgi bulunmamaktadır. Daha da önemlisi Özdemir Bey’in 1937 yılı gibi hayli geç bir dönemde yayınlanan Hatıralarında böyle bir görevlendirmeden söz edilmemiş, Halep’te kalışını, hastalık durumu ile açıklamıştı. O yönde bir kanıt olsaydı, bunu saklaması için hiçbir neden yoktur. Ama özellikle 3 Ağustos 1919’da, Şam’a geldikten sonra Özdemir Bey’in Anadolu’da gelişen Tam Bağımsızlıkçı Kemalist Hareket ile ilgili daha sağlıklı, doyurucu bilgiler aldığını ve buradaki çalışmasını, Anadolu Hareketi ile eşgüdümlü hale getirmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Bu; Faysal’ın Lloyd George’a gönderdiği mektupta “tehdit” olarak kullandığı, emperyalizme karşı Türk ve Arap ulusları arasındaki İslam Dayanışması’nın yaşama geçişiydi.
Bu tehdide karşı Fransız tedbiri ise Kilikya Projesi idi. Fransa, I.Dünya Savaşı sırasında Kıbrıs’ta kurduğu kamplarda yetiştirdiği Ermeni Gençlerden 3.000 kişilik bir “Ermeni Lejyonu” kurmuş, ardından bu birliği savaşa sürmüştü. Mütareke’den sonra da bu Lejyon’a takviyeler devam etmişti. İngilizlerden Suriye İtilafnamesi ile devraldığı Çukurova ve Hatay bölgelerinde Kilikya adıyla bir Ermeni Devleti kurmak işine giriştiler. Gazi Mustafa Kemal, Nutuk’ta bu girişimi: “Halem ecnebi taht-ı işgalinde(yabancı işgali altında) bulunan menatıktan(mıntıkalardan) Kilikya’yı, Arabistan ile Türkiye arasında bir etat tampon(tampon devlet) vücuda getirmek maksadıyla anavatandan ayırmak arzusu” ile açıklar. “Anadolu’nun en koyu Türk muhiti ve mahsuldar, zengin mıntıkası” olan bu bölgenin koparılmasına hiçbir suretle izin verilmeyeceğini belirtir.
Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi’nin 1966’da yayınladığı Türk İstiklal Harbi Güney Cephesi adlı yapıtta derlenen bilgilere göre Fransızlar; Ermeni Lejyonu’nu yeni milis kuvvetleri ile takviye ederek;
Antep’te 2.500 kişi
Maraş’ta 2.000 kişi
Saimbeyli’de 1.500 kişi
Urfa’da 1.000 kişi
Zaytun’da 500 kişi
Şar’da 350 kişi
Kozan’da 300 kişi
Adana/ Mersin 1.000 kişi
Osmaniye 1.000 kişi
Olmak üzere sayıları 10.000’i aşan silahlı Ermeni çetelerini güney illerimize getirmişlerdi. Fransa, böylece işgalin kendilerine olan maliyetini düşürmeyi amaçlıyordu. Ayrıca Tehcir Kanunu ile 1915’te Suriye’ye sürülen Ermeni göçmenleri buraya yerleştirerek tampon devletin temelini oluşturmaya çalışıyorlardı. Ermeni milis ve çeteleri hem 1915 Tehciri’nin öcünü almak, hem de kendilerine vaat edilen devletlerinde nüfus dengesini değiştirmek için büyük bir zulüm ve vahşet uyguluyorlardı.
Bu vahşet ölçüsüne varan şiddet ve dehşet uygulaması, İngiliz işgalinin sona erdiği 1919 güz aylarına dek teslimiyet gösteren yorgun ve bitkin halk üzerinde en büyük uyandırıcı etken oldu. Öte yandan İngilizler, boşalttıkları ve Fransızlara bıraktıkları güney illerimizin onlara dikensiz gül olmasını istemiyordu. Fransızların yeniden Musul ve petrol bölgesine sarkmalarını önleyecek kadar taciz ve meşgul edilmeleri iyi olacaktı. Bu nedenle çekilirken direnişi el altından özendirecek telkinlerde bulundular ve bazı savunma malzemelerinin kaçırılmasına göz yumdular. Ulusal Kongre niteliğindeki Sivas Kongresi’ni tamamlayarak tam bağımsızlık ülküsü çevresinde yöresel direniş örgütlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti(A+RMHC) çatısı altında birleştiren Kemalist Hareket; emperyalist işgal devletleri arasındaki çatlağı çok iyi değerlendirmiştir. Mustafa Kemal, A+RMHC Heyeti Temsiliye’si adına güney illerine yönelik uyandırma çalışmalarına hız vermiş ve direnişi örgütlemek üzere yurtsever subaylar göndermişti.
Ancak Güney Cephesi’ne asıl büyük destek; Suriye’de Özdemir Bey’in örgütlediği emperyalist devletlerin çizdiği sınırlardan taşan ve Faysal gibi işbirlikçi önderlerini aşan tam bağımsızlıkçı Suriye Direniş Hareketi idi. 1919 Sonbaharı’nda Suriye’de ortaya çıkan durumu 1937’deki hatıralarında şöyle anlatıyor:
“Fransızlar vaziyetten istifade için sabırsızlanıyor ve İngilizler sanki Doğu Suriye’de kendilerini serbest bırakmaları hakkında tazyik ediyorlardı. İngilizler muvakkaten çekildiklerini ilan ederek Şam, Humus, Hama ve Halep’teki kuvvetlerini aldılar. Sanki Suriye 1335 sonbaharında İngiliz işgalinden kurtuldu. Bu menatığı(mıntıkaları) işgal için Fransız kuvvetleri harekete geçti.”(13 Ocak 1937, Cumhuriyet)
Faysal’ın Başbakanı, Özdemir Bey’in tabiriyle “müfrit bir Türk düşmanı” ve “Fransız bendesi” olan Ali Rıza Rikabi “memleketini ecnebi bir devletin mandasına satmıştı. Vatanperver halkın ruhundan doğmuş olan mücadelenin inkişafına(gelişmesine) set çekmek için her çareye başvuruyordu”. Rikabi, Türkiye ve Suriye halkı arasındaki dayanışmayı önlemek için “bir Fransız’dan ziyade Fransız olmuş, Şarki Suriye’nin yani Faysal Hükümeti’nin idaresi altındaki havalinin işgali için yürümeleri ve bu takdirde Arap Hükümeti’nin kendilerine zahir olacağı yolunda Beyrut’taki Fransız İşgal Kuvvetler Kumandanı’na mükerreren(tekrar tekrar) müracaatta bulunmuştu.”
Rikabi’nin bu sırada İngiltere’de bulunan Faysal’dan daha aceleci ve teslimiyetçi bir tutum içinde olduğu anlaşılıyor. Faysal’ın Paris’e giderek Fransızlara boyun eğişi yılın son günlerine dek uzayacaktı.
Özdemir Bey’in ertesi günkü yani 14 Ocak 1937 tarihli Cumhuriyet’te “Suriye hareketi Büyük Şef’ten direktif alıyordu” ana başlığı ile “Atatürk’ün o zamanki direktifleri, bugün Suriyelilerin görmek istediklerinden başka bir şey değildir.” Alt başlığıyla güncel duruma uyarladığı yorumunu yaptıktan sonra İngiliz-Fransız devir teslimi için şu saptamayı yapıyordu:
“Fransız kuvvetleri, İngilizlerin tahliye ettiği mıntıkayı kolayca işgal etmenin mümkün olmadığını gördü.“ Ardından güneyden kuzeye doğru uzanan bir hat üzerinde Milli Kuvvetlerin savunma tertibatı aldığını gören ve onlarla karşılaşan Fransızların neye uğradığını şaşırdığını belirtiyor. Özdemir Bey, güneyden kuzeye alınan savunma tertibatını ise şöyle anlatıyor:
- Sayda ile Sur arasındaki Amil Dağı
- Kuneytra’nın batısında ve Lübnan’ın doğusunda Hadiye ve Raşya
- Daha kuzeyde Humus ve Trablusşam demiryolu güzergahı üzerindeki Telkerh
- Onun kuzeyinde Alevi bölgesi olan Nusayri Dağı
- En kuzeyde ise Türkler ile meskun Kusey ve Antakya havalisindeki savunma noktaları bulunuyordu.
İngiliz Ordusu’nun tahliyesi ile Fransız Ordusu’nun işgali arasındaki 2 aylık bir boşluk vardı. Özdemir Bey:”Bu müddet zarfında Şarki Suriye’deki milli birlikler fırsattan istifade ile Şam’daki teşkilatını bütün Suriye’ye hatta Şimali Filistin’e kadar teşmile(kapsamaya) muvaffak olmuş, en mühim sevkülceys noktaları tutmuş, namus ve vatanperverliğine inandığı birçok sivil ve zabiti yerli ve aşiret kuvvetlerinin başına geçirmiş, işgal kuvvetlerinin hareketine çelikten bir set çekmişti” diyerek yapılanları özetliyordu.
Özdemir Bey, bu Suriye Ulusal Direniş Hattı’nın oluşumunda başı çeken önderlerden bazılarının adını hürmetle yad etmektedir:
- Amil Dağı’nda Elhuş ve Deyr’ül Amre’de Fransızları yenilgiye uğratarak birçok mühimmat ve birkaç top ve mitralyöz ele geçiren Merciyun havalisindeki aşiret reisi Şeyh Emir Mahmut El Fauri ve Sur Eşrafından Çete Reisi Kamil Esat Bey
- Kuneytra Cephesi’nde Binbaşı Ali Hulki, Hasbiya ve Raşya Cephesi’nde Metula Aşireti Reisi Kasım ve kardeşleri
- Telkerh Cephesi’nde Dindiş Aşireti Reisi Şeyh Abdullah El Gene ve yakınları
- Nusayri Dağı Cephesi’nde Alevilerin başı, büyük mücahit ve kahraman Şeyh Salih El Alevi, Kurmay Binbaşı Galip Şulan ve Şeyh’in yeğeni Enis
- Türk Mıntıkaları Cephesi’nde çete reislerinden Milis binbaşı Necip Uveyd ve yoldaşları
büyük yararlılık göstermiş kişilerdir.
Fransız birlikleri, bu direniş cephesi karşısında bir ilerleme gösteremediği gibi daha önce işgal etmiş oldukları Sur-Sayda Cephesi’nde önemli stratejik nokta olan Deyr’ül Amre ve Elhuş’u milli kuvvetlere bırakmak zorunda kalmıştır.
General Gouraud(Guro), Özdemir’in “Hatırımda kaldığına göre 1335 senesinin nihayetlerine doğru” dediği, 1919’un Aralık ayında Humus kentini işgal ederek Suriye Ulusal Direniş Cephesi’ni orta yerinden kırmak istedi. Ancak Telkerh mıntıkasında savunmayı üstlenmiş olan Dindiş Aşireti tarafından pusuya düşürülmesi, büyük kayıplar vermesine yol açtı. Özdemir’in “binlerce” diye belirttiği insan kaybı dışında “külliyetli miktarda mühimmat” ve “birkaç top” mücahitlerin eline geçti ve Fransızlar geri çekildi.
Bu yenilgi ve kayıplar, General Gouraud’u yıldırdı ve tutum değişikliğine zorladı. Askeri çözümler yerine siyasal yöntemlere ağırlık vererek sonuç alma çabası içine girdi. Fransızlar; İngiliz Hükümeti’ni baskı altına alarak Suriye İtilafnamesi hükümlerine göre Faysal üzerindeki baskının arttırılmasını, onun Paris’e giderek uzlaşma için zorlanmasını sağladılar. İngiltere alacağını(Musul) almıştı. Fransızları tatmin edecek siyasal taktik ve baskılarla durumu kurtardılar. Yunus Murat Güztoklusu www.sebinmedya.com yazarı
|