
| ANADOLU VE SURİYE’DE BİRLEŞİK KEMALİST HAREKET |
|
|
|
| Murat GÜZTOKLUSU tarafından yazıldı | ||||
| Perşembe, 04 Mart 2010 17:52 | ||||
|
ANADOLU VE SURİYE’DE BİRLEŞİK KEMALİST HAREKET
Son dönemlere dek, Türkiye’de kamuoyu; I.Dünya Savaşı yıllarındaki Arap İsyanı ve ihanetinin yarattığı sosyal psikolojik travmadan kurtulabilmiş değildi. Bu travmanın etkisi ile Araplarla araya mesafe koymak, onlara Osmanlı döneminde “Kavm-i Necip” algısıyla aşağıdan bulma yerine; bu kez geri kalmış ve tarih boyunca bize ayak bağı olan bir baş ağrısı gibi yukarıdan bakmak, ulusal refleksimiz olmuştu. “Ne Şam’ın şekeri, Ne Arab’ın yüzü” her dönem tekrarlanan ve söylenen bir deyiş haline geldi.
1981 yılında Merhum Atilla İlhan, birçok konuda olduğu gibi “Hangi Atatürk” yapıtıyla Büyük Önder ile ilgili birçok tabuyu da yıkmıştı. Bunlar arasında Araplarla ilgili olanlarda vardı. Özellikle Mustafa Kemal Paşa’nın T.B.M.M’nin açılışının hemen ertesi günü 24 Nisan 1920’de yaptığı konuşmada; Irak ve Suriye’den gelen birleşme istemlerine karşılık bir Türk-Arap Federasyonu veya Konfederasyonu önermesine yaptığı vurgu, son derece anlamlı ve uyarıcıydı.
Bu yaklaşım, II.Abdülhamit’in ulusal birlik ve kimlik olgularından yoksun kendi hilafetini pekiştirecek ve etkinlik alanını genişletecek Pan-İslamizmi’nden çok onun çağdaşı ama “vahdet-i cinsiye” yani ulusal birlik ve kimlikler arası, özgür bir dayanışma ve emperyalizme karşı ortak bir duruş almaya çağıran XIX.yy’ın büyük İslam Düşünürü Cemaleddin Afgani’nin yaklaşım ve tasarılarına yakındı.
İslam Dünyası’nı hatta tümüyle Mazlum Uluslar Dünyasına Kemalist Yaklaşım, ayırt edici ve çığır açıcı iki temel özelliği Tam Bağımsızlıkçı(İstiklal-i Tam) ve Ulusal Egemenlik(Hakimiyet-i Milliye) ilkelerine dayalı niteliğiydi.
Son yıllarda, bu konuda yapılan birçok çalışma arasında Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu – Atatürk Araştırma Merkezi tarafından çıkarılan iki önemli yapıtı; özellikle belirtmek gerekir. Bunlardan ilki 1919’da Dr. Qassam Al Jumaily ve Doçent Dr. İzzet Öztoprak tarafından yayınlanan “Irak ve Kemalizm Hareketi” öteki ise Deniz Kılıçkaya tarafından 2004’te yayınlanan “Osmanlı Yönetimindeki Topraklarda Arap Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Suriye” başlıklı kitaplardı. Bu yapıtlar, Anadolu’da 1919’da serpilen ve 1922’de Büyük Zafer ile taçlanan Kemalist Hareket’in kısa bir süre yaşanan “Arap İhaneti” ile altüst olan yakın komşularımız Irak ile Suriye’de yarattığı büyük uyandırıcı etki ve anti-emperyalist bilinç düzeyinde buralarda oluşturduğu hareketlerdir.
Güney İllerimizde İngiliz İşgali’nin Suriye İtilafnamesi ile Fransa’ya devri, Mondros Mütarekesi’nin yarattığı şoku atlatmış ve Fransızlar ile beraber gelen Ermeni çetelerinin vahşet eylemleriyle şiddetli bir biçimde uyarılmış olan halk, direnişten başka çare kalmadığını kavramaya ve silaha sarılmaya başlamıştı.
Temmuz ayındaki Erzurum Kongresi’nden 4-11 Eylül 1919 tarihinde Ulusal Kurultay niteliğindeki Sivas Kongresi toplanarak yöresel direniş örgütlerini A+R.M.H.C çatısı altında birleştirmiş ve Kongre’nin seçtiği Heyet-i Temsiliye ile Milli Mücadele’ye tek elden merkezi bir biçimde yönetmeye başlamıştı. Nitekim 1919 Ekimi’nde toplanan Heyet-i Temsiliye, Güney Cephesi’nin örgütlenmesi için kararlar almıştır. Buna göre;
- Kilikya Kuvva-i Milliye Komutanlığı’na Binbaşı Kemal (Kozanoğlu Doğan Bey)
- Maraş ve Antep Kuvva-i Milliye örgütlenmesi için Yüzbaşı Selim(Yörük Selim Bey) ve Üsteğmen Asaf(Kılıç Ali Bey)
- Adana Kuvva-i Milliye Komutanlığı’na Yüzbaşı Ratip(Tekelioğlu Sinan Bey)
- Kozan Sancağı’nın Yüzbaşı Ali Rıza Bey’ler
görevlendirilmiştir. Böylece Mersin’den Maraş’a dek kapsamlı bir Kuvva-i Milliye örgütlenmesine girişilmişti.
Kılıç Ali Anılarında 12 Ekim 1919’da Sivas’ta iken Mustafa Kemal Paşa tarafından çağırıldığını söyleyerek gittiğinde Paşa’nın kahvelerini getiren Ali Çavuş’a “kimse gelmesin” emrini verdiğini anlatıyor. Daha sonra Paşa’nın kendisine Antep’ten Telgraf Memuru Mahmut Mahir’in gönderdiği telgrafı uzatır gelen ileti şöyledir:
“Paşam, emriniz üzerine şehrimizde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Fransızlarla Ermenilerin Maraş’tan Antep’e yürümeye hazırlandıkları Halep’ten yeni kuvvetler getirdikleri öğrenilmiştir. Telgrafhane iki Fransız ve üzerinde Fransız üniforması olan iki Ermeni subayı tarafından sürekli kontrol altındadır. Bir fırsat bulup bu haberi vermekle bendeniz görevlendirildim. Aman Paşam, başımıza teşkilat yapacak güç ve yetenekte subaylar gönderin. Paşam dışarıda ayak sesleri var, zannederim geliyorlar.”
İstanbul’un işgalinde Manastırlı Hamdi’nin gösterdiği cesaret ve fedakarlığı, ondan 5 ay önce Antep’ten Mahmur Mahir, üstleniyordu. Mustafa Kemal Paşa, yalnız askerlik ve siyasette değil, iletişim konusunda da ustalığını konuşturuyordu. Telgraf Hatlarını neredeyse bir internet etkinliğiyle kullanıyordu.
Paşa, telgrafın okunmasından sonra Kılıç lakabı taktığı Asaf Ali’ye “Seni Maraş- Antep havalisinde milli kuvvetler teşkilatını yapmak için oraya gönderiyorum” diyerek şunları da ekler:”Biliyorsun, her savunma beldesi bir cephedir ve burada görev alanlar, cephe komutanlığı yetki ve sorumluluğuna sahiptirler.” Bu yeni dönemde çalışma tarzının özlü bir tanımıdır.
Mustafa Kemal Paşa’nın şu öğütleri de ilginçtir ve öğreticidir:”Teşkilatını halkın içinde ve onlarla birlikte yap. Onlara hiç çekinmeden gerçekleri söyle. Biliyorsun, Ali Rıza Paşa Hükümeti daha Damat Ferit’in ordu birliklerinin başına getirdiği milli mücadele aleyhtarı kumandanları yerinden tamamen alamadı. Onun için sen onların tarzını dikkate alarak ihtiyatlı ol. Başardıkça yanında müttefik bulursun. Hiç de geç kalma. Mümkün olan süratle hareket et.”
Hüsrev(Gerede) Bey’den şifreleri almak üzere ayrılırken Paşa ile iki elini öperek vedalaşır. Paşa gülerek uyarmayı da unutmaz:
“Bak Kılıç! İsmini geri alırım.”
16 Ekim’de Sivas’tan ayrılan Kılıç Ali 5 gün sonra Elbistan’a varır. Heyet-i Temsiliye atamayı yerel Müdafaa-i Hukuk örgütlerine bildirerek: “bütün olanaklarıyla yardımcı olmalarını ve kararlarının yerine getirilmesini istemişti.” Ancak Urfa gibi Maraş’ta işgal edilmişti. Halk, şaşkın ve ümitsizdi. Durumu, Sivas’tan Amasya’ya geçmiş olan Mustafa Kemal’e bildiren Kılıç Ali, şu kesin emri alır:”Fransızları Antep’e sokmayınız.” Böylece yöredeki direnişin fitili ateşlendi.
Araplarla Türkleri arasındaki ilk barışma girişiminin, Bolşeviklerin 1917 Kasımı’nda Rus Çarlığı ile müttefikleri İngiltere, Fransa arasındaki gizli paylaşım anlaşmalarının açıklanmasıyla; başladığı anlaşılmaktadır. Cemal Paşa, bu bilgileri ve yayınlanan belgeleri gizlice Faysal’a ulaştırarak onu uyarmış ve barışma çağrısı yapmıştır. Faysal, bu durumu babasına aktarmış ama onu inandırmayı başaramamıştı. Ancak birazda çaresizlikle hem Faysal’a yönelik uyarılarını ve çağrılarını sürdürmüş, hem de Suriye ve Lübnan Arap ileri gelenleri nezdinde bu girişimlerini yinelemişti.
Ancak Cemal Paşa, Arap Ulusçularına yönelik idam cezaları nedeniyle Arap Aydınları hatta Arap halkı nezdinde kötü bir üne kavuşmuş ve bu tür girişimler için uygun bir kişi olmaktan çıkmıştı. Onun İstanbul’a dönüşünden sonra yerine 4.Ordu Komutanlığı’na atanan Küçük Cemal Paşa, 5 Ağustos 1918’de yani General Allenby’nin son büyük taarruzu ve Armageddon Savaşı’ndan bir ay kadar önce Said El Cezayiri ile bağlantı kurarak kardeşler arasındaki kopukluğun giderilmesi için onun aracılığıyla Faysal’a bir mektup göndermiştir. Muhtemelen İngilizlerin büyük taarruz hazırlıklarını izleyen Faysal, bu öneriye balıklama atlayacak durumda değildi. 9 aydır yani 1917 Aralık ayından beri süren yazışmaların sonuçsuzluğunu vurgulayarak umutsuzluğunu belirtti. Ama yine kapıyı aralık bırakmayı ihmal etmedi. Bavyera ve Prusya tipi bir Türk-Arap beraberliği için görüşmeye açık olduğunu bildirdi.
Ancak Eylül’ün ikinci yarısında başlayan Taarruz ve Ekim’de Şam ile Beyrut’un işgali ardından Mustafa Kemal’in hızlı bir şekilde Suriye’yi tahliye etmesi ile yeni bir siyasal fırsat çıkmıştı. Doğan boşluğu, 5 Ekim 1918’de Arap Hükümeti’ni ilan ederek doldurmaya başlayan Faysal, buraları sahiplenme çabasındaki Fransızlara karşı Türk Kozu’nu elinin tersi ile itmek istemez. Bu sırada Suriye Valiliği’ne atanan Tahsin(Uzer) Bey, Hama’da bulunan Faysal ile iletişim kurmaya çalışmaktadır. Amacı İslam Birliği’ni ilandır. Bu iletişimi kurup kuramadığını bilemiyoruz, anılarında bu konuda bir açıklık yoktur. Ancak 21 Ekim 1918 günü, Bakanlar Kurulu toplantısına girmeden önce Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Bahriye Nazırı Rauf Bey’e, Mustafa Kemal Paşa’nın bir telgrafından söz eder. Mustafa Kemal Paşa: “ordunun savunma yapamayacak duruma geldiğini, elde kalan kuvvetler üzerine yüklenen düşman baskısını kaldırmak için Suriye’yi Araplara bırakmaktan başka çare kalmadığını” belirtmektedir. Önerisi Faysal ile onun iyi ilişkiler içerisinde olduğu Mersinli Cemal Paşa aracılığı ile müzakereye başlamaktır. Araplarda aynı yönde eğilim hatta girişimler olduğu kanısındadır. Bu bağlantının Vali Tahsin Uzer tarafından kurulmuş olması, yukarıdaki bilgiler ışığında bakılırsa güçlü bir olasılıktır. Faysal, Suriye’nin bağımsızlığı tanınırsa; ateşkesi kabul edecek ve Osmanlı Hanedanı’na jest olarak bir Sultan Naibi’ne de “evet” diyecekti.
Anlaşılan Bolşevik açıklamalarından beri kulağına kar suyu kaçmış olan Faysal, Şam’da Arap Hükümeti kurduğunda Allenby’nin yaptığı “haddini bil” türünden sert uyarıları ve Fransızların hasmane davranışından ötürü bir çıkış yolu aramaktaydı. Ancak bu kez çiçeği burnundaki yeni Sadrazam, iktidarının daha ilk günlerinde otoritesini göstermek istedi. Hükümetten izinsiz bu tür girişimlerden sakınılması uyarısında bulundu. Sonra aynı gün (21 Ekim 1918) oturup Faysal’a bir mektup döşedi. Olan biten olumsuzluklar için hazır bir günah keçisi bulmuştu: İttihat ve Terakki. Devletin yönetimindeki her yerde olduğu gibi Arap Elleri’nde de, her dertten onlar sorumluydu. Bu durumu hüzün ve esef ile ifade eden Sadrazam, ardından Arap Kavmi için halisane hissiyatından dem vuruyordu. Ağdalı Osmanlıca ile Faysal ve Babası Şerif Hüseyin’i pir-ü pak yapan Sadrazam, ardından İslam’ın bağımsızlığını ve önemli hizmetlerini sağlayan Osmanlı Devleti’nin geleceğini temin için dilek ve temennilerini bir dini vecibe olarak belirtmektedir.
Ancak durumu sezen İngilizler, Faysal’a karşı daha sevecen davranmaya başladılar, Babası Hüseyin adına Faysal’ın kurduğu yönetimi tanımaya razı olabileceklerini bildirerek ayrı bir mütareke zeminini ortadan kaldırdılar.
Mütareke’deki hemen sonraki günlerde 4 Kasım’da 7.Ordu Karargahı’nın taşındığı Katma’ya Kilikya’nın(Çukurova) Suriye’ye ait olduğunu söyleyerek boşaltılmasını istemek için gelen bir İngiliz Heyeti’nde yer alan eski Osmanlı Subaylarından Yüzbaşı Nuri Said(daha sonra Irak Başbakanı olan kişi) Osmanlı Ordusu’ndaki arkadaşları aracılığıyla gizli öneriler iletmişse de, o karmaşa içinde ciddiye alınmadı. İstanbul Hükümeti gerçeklerden kopuk ve işgal kuvvetlerinin baskısından ötürü ürkek durumdadır. Mütareke’den hemen sonra daha 3 Kasım 1918’de Harbiye Nazırı Abdullah Paşa, bölgedeki Kolordu Komutanı Nihat Paşa’ya gönderdiği şifreli telgrafta:”Hükümet, İngilizlere samimiyetini göstermek ve onların güvenini sağlamak zorunluluğunu düşündüğü için şu sıra Arap Hükümeti ile görüşmeleri sürdürmeyi ve yakınlık kurmayı” pek tehlikeli bulmakta olduğunu söyleyerek onu uyarmaktadır. Böylece Araplarla işgalcilere karşı anlaşma yolu kapanmıştı.
Ama Osmanlı Hanedanı ve Damatları Ferit Paşa’nın saltanat ile şatafat tutkusu, henüz bitmiş değildi. Osmanlı Heyeti’nin başında Paris Barış Konferansı’na katılan Sadrazam Damat Ferit Paşa, 17 Haziran 1919’da Konsey’e şu aptalca önerileri sunabilmektedir:
“Türk memleketlerinin güneyindeki Arap Elleri(Vilayet-i Arabiye) Suriye, Filistin, Hicaz, Asir, Yemen ve Irak ile savaş öncesi Osmanlı Devleti’nin ayrılmaz parçası(mütemmim cüzü) olarak tanınan bütün öteki bölgeleri de kapsamak üzere Padişah’ın temsilcileri atanacak ve bunların sınırlı sayıda şeref kıtaları bulunacaktır.”
Damat Ferit, Hicaz için özel yönetim ve kutsal yerlere her yıl gönderilen Surre Alayı geleneğinden dem vurmakta, diğer Arap ülkelerine Padişah’ın vaki tayini, paralarda Padişah Tuğrası vs. türde sayıklamalarda bulunmaktadır. 25 Haziran’da Fransa Başbakanı Clemenceau’nun verdiği yanıt çok aşağılayıcı ve azarlayıcı niteliktedir. Eski Dışişleri Bakanlarımızdan Osman Olcay’ın 1981’de Ankara’da yayınladığı “Sevres Antlaşması’na Doğru” adlı yapıta göre; Clemenceau şunu söyledi:
“İster Avrupa’da, ister Asya’da, isterse Afrika’da olsun, herhangi bir ülkede Türk yönetiminin kurulmasını, o ülkenin maddi refah ve medeni seviyesinde bir azalmanın izlememiş olmasına rastlandığı görülmemiştir.”
Fransa Başbakanı bu kadarla da yetinmez, verdiği kesin hükmün tersinden sağlamasını yapar:”Yine aynı biçimde Türk Yönetiminin sona ermesiyle maddi refahın artmadığı ve medeni seviyenin yükselmediği de görülmüş değildir.” Sömürgeci Başbakan’ın ırkçı boyuta varan Türk düşmanlığı iyice azıtır:”…Türk, eline geçen yerleri yıkmaktan başka bir şey yapmış değildir; savaşla elde ettiğini, barış içinde geliştirme yeteneğini hiçbir zaman gösterememiştir. Türk’ün nitelikleri arasında bu yoktur.”
Osman Olcay, Ankara Üniversitesi siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından yayınlanan bu yapıtında ortaya serdiği bu ırkçı-sömürgeci hezeyanların; 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra bir benzerini sergileyen B.M’deki Fransız Temsilcisine karşı Türkiye’nin B.M Daimi Temsilcisi olarak Diplomasi Tarihimize altın harflerle yazılacak parlak bir savunma yaparak onları Cezayir’de ve diğer sömürgelerde yaptıklarını sayıp döker ve Fransız Dış Politikasının özgürlük, uygarlık vd. insani değerlerden çok Mirage uçaklarına verilen sipariş bedelleriyle olan bağlantısına dikkat çeker. Saint Joseph Lisesi’nden mezun olmasına ve mükemmel Fransızca bilmesine karşın bu konuşmayı, dil konusunda hassas hatta kıskanç olan Fransızları daha da sinirlendirecek şekilde; İngilizce yapar. Böylece Clemenceau’da ağzının payını Damat Ferit’ten olmasa da 55 yıl gecikmeli biçimde Osman Olcay’dan alacaktır.
Paris’te Damat Ferit Paşa ve İstanbul Hükümeti, 1919 Haziranı’nda bu zavallıca girişimleri yaparken Suriye ile Anadolu arasında hareketlenme artmıştı. Faysal taraftarları, İngiliz işgali altındaki güney illerimizde özellikle Urfa, Mardin ve Diyarbakır’da propaganda yaparak Ermeni tehlikesine karşı Arap Hükümeti’ne katılmayı öneriyorlardı. Öyle ki; bular arasında Burunsuz Ramazan olarak bilinen Milli ve Şammar aşiretleri ileri gelenleri ile görüşerek onları Arap Hükümeti’ne katılma tutanağı düzenlemek istemiş ama becerememiştir.
Bir yandan bunlar olurken Faysal’ın Londra ve Paris’te artan düş kırıklığı iler ters orantılı olarak Osmanlı Hükümeti ile yakınlaşma girişimlerinin çoğaldığı haberleri yayılıyordu. İngiliz ve Fransız İstihbaratçılarının bu yöndeki raporları, somut bir gerçekten çok Faysal’ın İngilizleri korkutarak destek sağlamak için Pan-İslamizm Tehdidi’ni gözlerinde büyütmek için yaydığı söylentiler ya da yarattığı izlenimler olsa gerektir. Benzer bir önemsetme taktiği ise Ermenilerden geliyordu. Bogos Nubar Paşa’nın İngiltere 16 Haziran 1919’da Mustafa Kemal ile Emir Faysal’ın 9 maddelik bir anlaşmada uzlaştıkları uydurmasıdır. Ermenilerin Osmanlı Bürokrasisi ve Kültürü içinde kuşaktan kuşağa geçen bilgi ve becerileri sayesinde Tehcir ile ilgili olarak üretilen yapay belgeler burada da devreye sokulmuşa benziyor.
Bu uyduruk anlaşmaya göre Türk ve Arap Müslümanları arasında doğan ayrılıkları sonlandırıp, ülkelerinin paylaşılmasına karşı birlikte savaşacaklardı. Bu amaçla bir Savaş Konseyi oluşturacaklardı. Oysa Mustafa Kemal Paşa böyle bir antlaşmayı hangi sıfatla imzalayacaktı. Ayrıca o tarihte Ulusal nitelikteki Sivas Kongresi’ni geçtik, Bölgesel bir görünümünde olan Erzurum Kongresi bile daha toplanmamıştı ve doğal olarak Heyeti Temsiliye’de yoktu. Amasya Genelgesi dahi yayınlanmamış ve Kemalist Hareket daha Anadolu’da bile ete kemiğe bürünmemişti. Yine de İngiliz Yönetimi Faysal’ın bu kadar ileri gidemeyeceğini bilmekle beraber ilerisi için böyle bir olasılığın tamamen olanaksız olmadığına; Faysal’ın İslam Dayanışması Tehdidi’ni anımsatmasıyla kısmen biliyorlardı.
Anadolu’da gelişen Ulusal Hareket ile Suriye’dekiler arasındaki bağlantının ve dayanışmanın başlangıcını bulmak için en güvenilir kaynağımız yine Özdemir Bey’dir.
Özdemir Bey, 14 Ocak 1937 tarihli Cumhuriyet’te yer alan Hatıralarında bu konuya değinmiş:” Askeri harekat ve siyasi vaziyet hakkında direktif ve talimat almak üzere birçok teşebbüslerde bulunulmuş” diyordu. Bu teşebbüslerden birinde Avukat Sait Haydar, İstanbul’a gönderilir. Burada Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa’ya Suriye’deki durum ile gelişmeler anlatılır ve Sivas’taki Mustafa Kemal Paşa’ya da iletilmesi rica edilir. Mustafa Kemal’e İstanbul üzerinden bu bilgilerin ulaşması, 1920 Ocak ayını bulmuştur. İstanbul’daki görüşmelerde dört konuda anlaşma sağlandı:
1) Suriye-Türkiye sınırında bazı değişiklikler yapılacak.
2) Karadeniz’den Kızıldeniz’e kadar işgal kuvvetlerine karşı ortak cephe kurulması
3) Bu cephedeki Türk ve Arap kuvvetlerinin ortak bir komuta altında birleştirilmesi
4) Zaferden sonra iki tarafında bağımsız devletler olarak bir arada yaşaması
Suriye’den gönderilen öteki temsilci Yüzbaşı Muharrem Nuri, Mardin’deki 5.Fırka’ya gönderilmişti. Fırka Komutanı Kenan Paşa aracılığıyla ulaştırılan mesaja; Özdemir Bey: “cevab almak şerefine nail olmuştuk” diyor. Bu iletişim, Fransızların Telkeleh’teki büyük yenilgileri ile aynı zamana denk getirilmiştir. “Büyük liderin maruzatımızı hüsnü kabul etmesi, zafer neşesi içindeki mücahitlerin ruhunda tarifi mümkün olmayan derin bir azim ve iman husule getirmişti. Büyük Mustafa Kemal’in Suriye hakkındaki askeri ve siyasi direktifleri yalnız birlik dahilindekiler değil, onlar haricindeki aklı selim ve mantık sahibi Suriyeliler tarafında bile büyük meserret(sevinç) ve hüsnü niyetle telakki edildi. Esasen o tarihte, Suriye milli birliğine vermiş oldukları direktif ve veche(yön) bugün Suriyeliler için görmek arzusunda bulundukları şeyden başka bir şey değildir.”
Suriye’de Ulusal Direniş, 1919 Sonbaharı’ndan itibaren yüzünü Anadolu’ya çevirirken İngiltere’den umduklarını bulamayan Faysal; 1919 Aralık ayının son günlerinde Londra’da Paris’e gelerek Clemenceau ile görüşmelere başladı. Şam’da ise aleyhinde gösteriler başlamıştı. Halk; Fransızlarla savaşa hazırlanırken Kemalist Ajitasyon almış başını yürümüştü. Faysal, yurdunu Fransızlara satan adam durumundaydı. Ayrıca eski defterler açılarak İngilizler ile anlaşıp din kardeşlerini arkadan hançerlemesi de, gündeme geliyordu.
Osman Olcay’ın yukarıda belirttiğimiz yapıtına göre; 17 Şubat 1920’de Fransızlar tarafından Londra’da yapılan bir toplantıda açıklanan, Faysal’ın kabul ettiği anlaşma şu hususları içeriyordu:
İlk madde, Suriye’nin bağımsızlığının Fransa gibi bir büyük gücün danışma ve yönlendirmesine gereksinim duyduğunu belirtir.
2.Madde, Fransızların görevlendireceği danışma ve eğitmen vd. kadrolarından bahseder.
3.Madde, Suriye’ye maddi kaynak sağlama konusunda Fransız önceliğini bildirir.
4.Madde, Suriye’nin dış dünyada Fransa tarafından temsilini öngörür.
5. ve 6.Maddeler, Arapça’nın resmi dil, başkentin Şam olduğunu belirler. Fransız Temsilcisi de Halep’te bulunacaktır.
Anlaşma’dan sonra Faysal bir savaş gemisiyle Beyrut’a yollanır. Anlaşma’yı halka anlatmaya daha doğrusu yutturmaya çalışır. Ama Suriye’de artık ok yaydan çıkmıştır. İpler artık Birleşik Kemalist Hareket’in elindeydi. 1920 başlarında Ankara ile Şam Emperyalizme ve Sömürgeciliğe karşı aynı hat üzerindeydi. Yunus Murat Güztoklusu www.sebinmedya.com yazarı
|
||||
Yazarlarımız...
![]() |
Güven Gürbüz |
| ŞEBİNKARAHİSAR'DAN | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN |
| NEWSWEEK TÜRKİYE’Yİ MERKEZ GÖSTERDİ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Prof. Dr. Ersan ODACI |
| ANNEME SON VEDA VE ELİF | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Hüseyin Hüsnü TEKIŞIK |
| Türkiye’nin Öğretmen Yetiştirmede Çıkış Yolları | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Alim YAVUZ |
| Bİ SEN GİDERSEN VURULURUM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Yrd. Doç. Dr. Ayşe YİĞİT ŞAKAR |
| MALUL VE ENGELLİLERE AİT M.T.V İSTİSNASI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Coşkun KURT |
| REFERANDUM ve GERÇEKLER | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Körmemedoğlu Zihni ASLAN |
| BİZ ŞEBİNLİLER VE HALK OYLAMASI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Ateş NESİN |
| UZUN LAFIN KISASI (46) Kutlama | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. Dursun AKKUŞ |
| GELİN BÖLGEMİZİN POTANSİYELİNİ TANIYALIM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. İsmail ŞENOL |
| “HORAN”LARIMIZI “HORON”LAŞTIRAN KİM? | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Metin YİĞİT |
| ZORU BAŞARMAYI SEVEN MİLLET | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Ümit TELLİ |
| TEKNE ORUCUNUN EHEMMİYET'İ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Seher Keçe TÜRKER |
| KUMRULARIMIZ VARDI BİZİM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
İhsan KOÇ |
| KARA KARA “KARAHİSAR”I DÜŞÜNMEK | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Murat GÜZTOKLUSU |
| GELECEĞE DAİR YAKLAŞIM | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Metin KÖMBE |
| ANADOLU’NUN VE TRT’NİN SICAK YÜZLERİ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Akif GÜZTOKLUSU |
| Şebinkarahisarlılaştırdıklarımızdanmısınız ? | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. Murat TOKER |
| Dernek Yöneticiliği Hata Kaldırmaz | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Av. Turan AKŞEN |
| ALINACAK DERS | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Oyuncu Erol ERARSLAN |
| K I H & A r t i z - 4 | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Mehmet KARAMUSTAFAOĞLU |
| İFTAR SOFRASI İSTİSMARCILARI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Meltem KARAARSLAN |
| NOSTALJİYE SON YAZLIK SİNEMALAR BİZLERLE | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Tülay DOLU |
| Avluda Dibek Taşı, Verdiğin Bulgur Aşı... | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
İsmail TÜRKMEN |
| SON SÖZ | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Semra HANEDAR |
| ÇOBAN KIZI ALYAZMALI | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
![]() |
Yücel KISA |
| Benim yalnız ve güzel memleketim de güzel şeyler olacak. | |
| ... | |
| Yazının Devamını Oku... Yazarın Diğer Yazıları.. |
Toplam Ziyaretçi Sayısı
| Bağlanan Bilgisayar Sayısı | 578708 | ||
















































